Category Archives: Onkoloji (Kanser Bilimi)

Baş boyun kanserlerinde olası yayılımın değerlendirilmesi

bas-boyun-kanser-haldun-oguz

Baş boyun bölgesinde kanser olan hastalarda, hiçbir klinik yahut radyolojik belirti olmaksızın, %30’a varan oranlarda gizli metastazlar bulunabilmektedir. Tanı anında hangi hastaların bu %30’luk bölüme dahil olacağını kesin olarak bilmek olası değildir. Hastaların tamamının boyunda yayılımı varmış gibi tedavi edilmesi ise, hastaların %70’inin gerektiğinden daha ağır şekilde tedavi edilmesi, dolayısıyla daha fazla komplikasyona maruz kalması anlamına gelecektir. Clinical Otolaryngology dergisinde yayınlanan Goodyear PWA ve arkadaşlarının çalışmasına göre tümör dokusunun protein içeriği açısından analizi, gelecekte bu probleme ışık tutabilir. Araştırmacıların kısıtlı sayıda örnek üzerinden elde ettikleri sonuçlara göre, boyuna yayılım olan hastalarda heat shock protein 90, T complex protein 1 gamma, Bromodomain PHD finger protein 3 and lactate dehyrogenase A proteinlerinde artış, thymidine phosphorylase proteininde ise azalma tespit edilmiştir.

#larinks – #gırtlak – # ses teli – #kanser – #metastaz – #tükürükbezi – #başboyun 

Fleksibl fiberoptik laringoskopi

FLEKSIBL FIBEROPTIK LARINGOSKOPI
FLEKSIBL FIBEROPTIK NAZOFARINGOSKOPI

Bu işlem, burun içi yapılar, geniz (nazofarinks), Östaki tüpü girişi, dil kökü, orofarinks (yutak), larinks (gırtlak), ses telleri ve hipofarinksin (yemek borusu girişi) içeriden görülerek (endoskopik) muayenesine olanak sağlayan, hasta oturur pozisyonda iken yapılabilen bir işlemdir. Herhangi bir anesteziye ihtiyaç duyulmaz, uygulanan bireyin ağrısı olmaz. Muayenehane koşularında kolaylıkla uygulanabilir. Takip ve kontrol amacı ile fotoğraf çekilebilir, video kaydı alınabilir. Bu sayede gereksiz yere tekrar muayenelerin önüne geçilebilir.

Tüm kulak burun boğaz patolojileri için tanı ve tedavi kararının verilmesinde çok faydalı olsa da, burun polibi, burun içi tümörler, çocuklarda ve erişkinlerde geniz eti, geniz tümörü gibi tanıların koyulması için vazgeçilmez bir değere sahiptir. Benzer şekilde, ses teli, yutak ve gırtlaktaki diğer yapıların detaylı ve tam olarak değerlendirmesi için çok faydalı bir tanı metodudur.

Prof.Dr. Hâldun OĞUZ

http://www.haldunoguz.com

+90 312 284 28 88

cocukkulakburunbogaz.com ; # seshastalıkları.com ; # doktorses.com

Facebook: https://www.facebook.com/ankarakbb
Twitter: https://twitter.com/HaldunOguz

Instagram: https://www.instagram.com/haldunoguz/
Blog: drhaldunoguz.com

Boyun Şişlikleri – Boyun Kitleleri

OGUZ NECK MASSNeredeyse her birey hayatının belirli bir döneminde boynunda bir şişlik fark etmiştir. Bunların bir kısmı çok sıradan hastalıkların bir göstergesi olabilir iken, bazıları ise çok önemli ve üzerinde hemen yoğunlaşılması gereken bir rahatsızlığın belirtisi olabilir.

Değişik yaş gruplarında boyun bölgesinde şişlik yapan ya da diğer bir deyişle kitleye yol açan hastalıkların oransal olarak dağılımında farklılıklar görülür.

Çocukluk çağında boyun şişliklerine çok sık rastlanır. Bu şişlikler boyunda orta hatta ya da yanlarda, alt çene kemiğinin hemen altında, kulağın önünde ya da arkasında, bir ya da birden fazla sayıda olabilir. Çocukluk çağında görülen şişliklerin en sık nedeni inflamasyon yani iltihaplanma ile giden başta üst solunum yolu enfeksiyonları olmak üzere bağışıklık sistemi ya da üst solunum ve sindirim sistemi ile ilişkili değişik hastalıktır.

Çocukluk çağında, anne karnında gelişimin belirli bir aşamasında bazı dokuların gelişmesinin duraklaması ya da yanlış şekilde gelişmesi sonucu oluşan hastalıklar da boyunda şişlikler ya da kitle ile kendisini belli edebilir. Bu tür gelişimsel problemler sadece çocukluk çağında görülmemekle birlikte, en sık görüldüğü yaş grubu çocukluk çağıdır. Gelişimsel patolojiler, boyut olarak milimetrik bir kitleden nerede ise tüm boyunu kaplayacak kadar büyük düzeye ulaşabilir. En sık görülen gelişimsel patolojiler arasında tiroid bezi gelişimi ile ilişkili tiroglossal kanal kisti, baş boyun ve göğüs bölgesi yapılarının gelişimi ile ilişkili brankial anormallikler, bağışıklık sistemi ve akkan yapıları ile ilişkili lenfanjiyomlar gibi çok değişik örnekler sayılabilir.

Genç erişkin çağda en sık görülen boyun kitleleri de aynen çocukluk çağında olduğu gibi enfeksiyonlara bağlı bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf nodu adı verilen yapıların büyümesinden (bu duruma lenfadenopati adı verilir) kaynaklanır. Lenfadenopati, aynada bireyin kendisinin ya da bir yakınının fark ettiği bir boyun şişliği şeklinde, veya yutkunurken ağrı, el ile dokunulduğunda acıma, bulunduğu bölgede kızarıklık ve ısı artışı, lenf nodunun üzerindeki cilde akıntı olması ya da genel olarak bireyin vücut ısısının artması ve halsizlik gibi şikayetlere yol açabilir. Lenf nodu büyümesi günlük hayatta sık karşılaşılan bir viral enfeksiyona ikincil olabileceği gibi, daha ciddi örneğin tüberküloz gibi vücudun diğer bölgelerini de etkileyen daha özgün bir enfeksiyonun ilk belirtilerinden de olabilir.

İleri yaşlardaki erişkinlerde yine iyi huylu şişlikler kötü huylu olanlara göre çok daha sık olarak görülür, ancak oransal olarak kötü huylu nedenlere bağlı boyun şişlikleri diğer yaş gruplarından fazladır. Ağız çevresinde yerleşmiş tükürük bezlerine ait patolojiler (taş, tükürük bezinin büyümesi, tükürük bezi dokusundan kaynaklanan iyi ya da kötü huylu tümöral hastalıklar gibi) de baş ve boyun bölgesinde şişlikle ortaya çıkabilir.

Doktora ne zaman başvurulmalıdır? Tanı nasıl koyulur?

Baş ve boyun bölgesinde şişlik fark eden her yaşta birey öncelikle bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları – Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı’na başvurmalıdır.  Kulak Burun Boğaz Uzmanı yapacağı kapsamlı kulak, burun, boğaz ve tam bir baş boyun muayenesinin ardından (bu muayene hastanın gereksinimleri doğrultusunda genellikle geniz, yutak, gırtlak ve yemek borusu girişinin endoskopik olarak muayenesini de kapsar) gerekli bilgileri hastaya verecektir. Enfeksiyöz, inflamatuar bir rahatsızlık düşünülen hastaların ilaç tedavisine başlanması ve takibe alınması yeterli olabilir. Bazı hastalarda herhangi bir tedaviye başlanmadan önce ayırıcı tanı yapılması, patolojinin nesnel olarak daha iyi ortaya koyulması gibi nedenlerle değişik radyolojik incelemeler (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi) gerekli olabilir. Bazı hastalar için nükleer tıp yöntemleri (sintigrafi gibi) ya da dokunun patolojik incelemesi için örnek alınması (ince iğne aspirasyon biyopsisi ya da dokudan doğrudan parça alınarak) gerekebilir.

Boyun kitlelerin tedavisinde cerrahinin yeri nedir? Ne zaman ameliyata ihtiyaç duyulur?

Yukarıda da arz ettiğim üzere, baş boyun kitlelerinin çok büyük bir çoğunluğu enfeksiyonlara ya da diğer iltihaplanma durumlarına ikincil olarak oluşur. Bu tür kitlelerin medikal yani ilaçlar kullanılarak tedavisi genellikle çok başarılıdır. Doğru ilaçların uygun süre ve dozda kullanılması bir gerekliliktir. Ancak, ilaç tedavisinden fayda görmeyen enfeksiyöz – inflamatuar hastalıklar ile baş boyun bölgesinde yer alan yapıların iyi ya da kötü tümöral hastalıkları gibi birincil tedavisi cerrahi olan durumlarda cerrahi tedavi çok başarılı olarak uygulanabilen bir seçenektir. Cerrahi tedavi sayesinde çıkarılan örnekler patolojik olarak da incelenebilir ve hastanın ihtiyaç duyabileceği diğer tedavi yöntemlerinin (radyoterapi ya da kemoterapi gibi) planlaması yapılabilir.

KISACA…

  • Baş ve boyun bölgesine ait şişlikler her yaş grubunda görülebilir.
  • Hastaların bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı tarafından detaylı olarak değerlendirmesi uygun olacaktır.
  • Tedavi yöntemleri olarak genellikle ilaç tedavileri, gereken hastalarda ise cerrahi tedaviler kullanılmaktadır.

Prof.Dr. Hâldun OĞUZ

www.haldunoguz.com

+90 312 284 28 88

#ankarakbb.info , #yutmatedavisi.com, #cocukkulakburunbogaz.com

Cisplatin Ototoksisitesi ve Önlenmesi

Cisplatin, erişkin ve çocuklarda kanser tedavisinde sıklıkla kullanılan etkin bir kanser ilacıdır. En önemli yan etkilerinden birisi kulağa toksik etkisidir (ototoksisite). 4-8 kHz aralığındaki yüksek frekanslarda geri dönüşsüz her iki kulağı da etkileyen bir işitme kaybına yol açar. Cisplatin etki mekanizmasının dış tüy hücrelerinde antioksidan mekanizmaları değiştirerek olduğu düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle cisplatin ile birlikte hangi ilaçlar verilirse cisplatin’in ototoksik etkisinin azaltılabileceği sorusu gündeme gelmiştir. Bu amaçla guinea piglere antioksidan özellikleri bilinen sodyum salisilat verilmiştir. Değişik dozlarda ve değişik uygulama yolları ile verilen sodyum salisilat’ın, kısmen de olsa, cisplatin ototoksisitesini önleyebileceği sonucuna varılmıştır.

EAORL Cisplatin

Larenjektomi Rehberi

Dr. Itzhak Brook tarafından hastaları bilgilendirme amacıyla hazırlanan Larenjektomi Rehberi,  Dr. İrfan Yorulmaz, Dr. Hazan Başak, Dr. Çiler Tezcaner ve Dr. Süha Beton editörlüğünde meslektaşlarımızın katkılarıyla dilimize kazandırıldı.

Rehberin Türkçe ve İngilizce versiyonlarına aşağıdaki bağlantıdaki sayfadan ulaşabilirsiniz.

Yazılar-Sunumlar-Ders Notları

Yutma güçlüğü tedavisinde yeni bir yöntem

Disfaji (Yutma Güçlüğü) Rehabilitasyonunda Kullanılan Oral Egzersizler Sırasında Sağlıklı Bireylerde Görülen Beyin Aktivasyonu: Fonksiyonel Manyetik Rezonans Çalışması

Yaşlı popülasyonun artması, bakıma ihtiyaç duyan bireylerin sayısında da bir artışa yol açmaktadır. Örneğin Japonya’da bakıma ihtiyaç duyan birey sayısı 4,7 milyona ulaşmıştır. Buna paralel olarak bakıma ihtiyaç duyan yaşlı disfaji hastalarında da artış görülmektedir.

Oral egzersiz eğitiminin yutmanın oral ve faringeal fazlarını desteklediği; faringeal konstriktör kas zayıflığı, dil ve dudak hareket bozuklukları gibi klinik durumlarda düzelme sağladığı; ayrıca periferik ve santral sinir sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu ifade edilmektedir.

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (FMRG) ile beyin aktivitesi kan oksijen seviyesi bağımlı (blood oxygen level dependent [BOLD]) sinyaller kullanılarak görüntülenebilir.

Yakın dönemde bazı çalışmalarda tükürük ve su yutma sırasında beyin aktivitesi araştırılmıştır. Oral egzersizler sırasında, sağlıklı bireylerde dahi, FMRG kullanılarak yapılan çalışmalar çok kısıtlıdır. Ogura ve arkadaşları, oral kullanamama-atrofi hastalarında ağız içerisinde top yuvarlama şeklinde tanımladıkları yeni oral egzersiz ve konvansiyonel dil ve dudak egzersizleri sırasında FMRG sonuçlarını rapor etmiştir.

8 sağlıklı, sağ el kullanan, nörolojik ve psikiyatrik hastalığı olmayan genç birey şu egzersizleri uygulamıştır:

  1. Dudak büzme ve dudak germe egzersizi: Ağız köşesini tekrarlayan şekilde çekerek dudağı dışarı çıkarmak
  2. Dil çıkarma egzersizi: Tekrarlayacak şekilde dili dışarı ve içeri hareket ettirme
  3. Lateral (yan) dil egzersizi: Dil kenarını tekrarlayan defalar sağ ve sol yanak içi mukozasına ittirme
  4. Ağızda top yuvarlama egzersizi: Şekeri ağızda gezdirir gibi 1,8 cm çapında, kazara yutmayı önlemek için üzerinde sütürler bulunan topu ağızda sağdan sola gezdirmek

Bahsedilen dört egzersiz 32 saniye hareket, 32 saniye dinlenme olacak şekilde bloklar halinde uygulanmış. Bireyler FMRG yapılmadan birkaç gün önce egzersizler hakkında bilgilendirilerek çalışma yapmaları sağlanmış. İşlem sırasında bireyler sırt üstü yatmakta imiş. Veriler Montreal Nöroloji Enstitüsü (MNI) şablonu üzerinde normalize edilmiş. Hastaların kafa hareketini minimize etmek için 1 mm ve 1 dereceden az hareket oluşacak şekilde kafaları sabitlenmiş.

Precentral gyrus (motor bir alandır) ve serebellum (motor ve duyusal fonksiyonları kontrol eder) aktivasyonu her 4 egzersizde de görülmüştür. Yine dört egzersizin hepsinde her iki hemisfer aktive olmuştur. Ancak 4 egzersiz içerisinde top yuvarlama egzersizinde daha geniş bilateral aktivite alanları ve en yüksek değerler elde edilmiştir.

Dudak büzme ve dudak germe egzersizi: Serebellum, presentral gyrus ve postsentral gyrusta bilateral aktivite, lentiform nukleusta sadece sağda aktivite.

Dil egzersizleri: Presentral gyrus bilateral olarak aktif, beyin aktivitesi daha geniş alanlarda izleniyor, aktivite değerleri dudak egzersizlerine göre daha yüksek.

Top yuvarlama egzersizi: Dudaklar, dil ve bukkal mukozanın koordine hareketini gerektiriyor. Dört aktivite içerisinde aktivite alanlarının en yaygın ve aktivite düzeyinin en çok olduğu egzersiz.

Bu aktivite sırasında duyusal stimülasyonla ilgili olan postsentral gyrusta olan aktivitenin bukkal mukozaya dokunmalar sırasında olduğu düşünülüyor.

Medial frontal gyrusta aktivite sadece top egzersizi ve lateral dil egzersizinde bulunmuş. Bu bölgenin hafıza, motor hazırlık ve uzaysal dikkat ile ilgili olduğu bildiriliyor.

Serebellum ve talamus aktivitesi de daha önce dil hareketleri ile bildirilmiş ancak top egzersizinde aktivite daha fazla bulunmuş. Serebellum aktivitesinin yapılmakta olan egzersizin karmaşıklığı ile ilişkili olduğu düşünülüyor.

Lentiform nukleus (putamen) motor öğrenme ile ilişkilendiriliyor. Bu bölge lateral dil, dudak ve top egzersizinde aktif. En yüksek aktivite top egzersizi ile elde edilmiş.

Bu çalışma ile ayrıca, dil hareket egzersizlerinin ağızda yiyecek olmadan daha etkin olduğu ifade ediliyor. Dilin, bolus oluşturma, bolusun tutulması, bolus besleme ve çiğneme hareketleri sırasında da önemli olduğundan, dolayısıyla disfaji tedavisi sırasında dil hareketlerine geniş yer verilmesi gerekliliği ifade ediliyor.

Burada bahsedilen top egzersizinin basit aşamalardan yiyecek kullanılacak aşamaya geçmeden önce kullanılabilecek etkin bir yöntem olabileceği vurgulanıyor.

Yazının tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Ogura 2012 Dysphagia

Ağız boşluğu kanseri

Ağız boşluğu (oral kavite) kanserleri, tüm dünya için önemli kabul edilen bir sağlık sorunudur. Gelişmekte olan ülkelerde erkek toplumda en sık görülen yedinci kanser ağız boşluğu kanseridir. Tütün ürünleri ve alkol kullanılmaması ve kanserin erken tanısı kanserin önlenebilmesi ve tedavisi açısından çok önemlidir. Ağız boşluğu kanserinin erken tanısı için yapılan taramalarda kanser olasılığı olan lezyon görülme oranı %1,3 ile 16,3 arasında rapor edilmiştir.
Tütün, kanserojen olduğu çok iyi bilinen N-nitroso bileşenleri içermektedir. Buna ek olarak sigara kullanımı serbest radikaller oluşmasına ve ağız mukozası epitelinde oksidatif hasar oluşmasına yol açmaktadır. Alkol ve metabolitlerinin de insanlar da kanserojen olduğu bilinmektedir. Ayrıca etanol oral mukozanın kanserojenlere geçirgenliğini arttırmaktadır. Sigara ve alkol kullanımının genomik dengeyi bozduğu ve hücresel bağışıklık sistemini de olumsuz etkilediği bildirilmektedir. Tüm bunlar ağız mukozasının malign (kanserojenetik) dönüşümüne yol açmaktadır. Sigara içen, alkol kullanan veya tütün çiğneyenlerde ağız boşluğu kanseri oluşma riski normal toplumdan 123 kat daha fazladır.
Dolayısıyla, 40 yaşın üzerinde olanların, sigara ve/veya alkol kullananların, tütün çiğneyenlerin belirli aralıklarla oral mukozal taramadan geçmek üzere bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmaları gerekmektedir.