Category Archives: Enfeksiyon

Boyun Şişlikleri – Boyun Kitleleri

OGUZ NECK MASSNeredeyse her birey hayatının belirli bir döneminde boynunda bir şişlik fark etmiştir. Bunların bir kısmı çok sıradan hastalıkların bir göstergesi olabilir iken, bazıları ise çok önemli ve üzerinde hemen yoğunlaşılması gereken bir rahatsızlığın belirtisi olabilir.

Değişik yaş gruplarında boyun bölgesinde şişlik yapan ya da diğer bir deyişle kitleye yol açan hastalıkların oransal olarak dağılımında farklılıklar görülür.

Çocukluk çağında boyun şişliklerine çok sık rastlanır. Bu şişlikler boyunda orta hatta ya da yanlarda, alt çene kemiğinin hemen altında, kulağın önünde ya da arkasında, bir ya da birden fazla sayıda olabilir. Çocukluk çağında görülen şişliklerin en sık nedeni inflamasyon yani iltihaplanma ile giden başta üst solunum yolu enfeksiyonları olmak üzere bağışıklık sistemi ya da üst solunum ve sindirim sistemi ile ilişkili değişik hastalıktır.

Çocukluk çağında, anne karnında gelişimin belirli bir aşamasında bazı dokuların gelişmesinin duraklaması ya da yanlış şekilde gelişmesi sonucu oluşan hastalıklar da boyunda şişlikler ya da kitle ile kendisini belli edebilir. Bu tür gelişimsel problemler sadece çocukluk çağında görülmemekle birlikte, en sık görüldüğü yaş grubu çocukluk çağıdır. Gelişimsel patolojiler, boyut olarak milimetrik bir kitleden nerede ise tüm boyunu kaplayacak kadar büyük düzeye ulaşabilir. En sık görülen gelişimsel patolojiler arasında tiroid bezi gelişimi ile ilişkili tiroglossal kanal kisti, baş boyun ve göğüs bölgesi yapılarının gelişimi ile ilişkili brankial anormallikler, bağışıklık sistemi ve akkan yapıları ile ilişkili lenfanjiyomlar gibi çok değişik örnekler sayılabilir.

Genç erişkin çağda en sık görülen boyun kitleleri de aynen çocukluk çağında olduğu gibi enfeksiyonlara bağlı bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf nodu adı verilen yapıların büyümesinden (bu duruma lenfadenopati adı verilir) kaynaklanır. Lenfadenopati, aynada bireyin kendisinin ya da bir yakınının fark ettiği bir boyun şişliği şeklinde, veya yutkunurken ağrı, el ile dokunulduğunda acıma, bulunduğu bölgede kızarıklık ve ısı artışı, lenf nodunun üzerindeki cilde akıntı olması ya da genel olarak bireyin vücut ısısının artması ve halsizlik gibi şikayetlere yol açabilir. Lenf nodu büyümesi günlük hayatta sık karşılaşılan bir viral enfeksiyona ikincil olabileceği gibi, daha ciddi örneğin tüberküloz gibi vücudun diğer bölgelerini de etkileyen daha özgün bir enfeksiyonun ilk belirtilerinden de olabilir.

İleri yaşlardaki erişkinlerde yine iyi huylu şişlikler kötü huylu olanlara göre çok daha sık olarak görülür, ancak oransal olarak kötü huylu nedenlere bağlı boyun şişlikleri diğer yaş gruplarından fazladır. Ağız çevresinde yerleşmiş tükürük bezlerine ait patolojiler (taş, tükürük bezinin büyümesi, tükürük bezi dokusundan kaynaklanan iyi ya da kötü huylu tümöral hastalıklar gibi) de baş ve boyun bölgesinde şişlikle ortaya çıkabilir.

Doktora ne zaman başvurulmalıdır? Tanı nasıl koyulur?

Baş ve boyun bölgesinde şişlik fark eden her yaşta birey öncelikle bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları – Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı’na başvurmalıdır.  Kulak Burun Boğaz Uzmanı yapacağı kapsamlı kulak, burun, boğaz ve tam bir baş boyun muayenesinin ardından (bu muayene hastanın gereksinimleri doğrultusunda genellikle geniz, yutak, gırtlak ve yemek borusu girişinin endoskopik olarak muayenesini de kapsar) gerekli bilgileri hastaya verecektir. Enfeksiyöz, inflamatuar bir rahatsızlık düşünülen hastaların ilaç tedavisine başlanması ve takibe alınması yeterli olabilir. Bazı hastalarda herhangi bir tedaviye başlanmadan önce ayırıcı tanı yapılması, patolojinin nesnel olarak daha iyi ortaya koyulması gibi nedenlerle değişik radyolojik incelemeler (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi) gerekli olabilir. Bazı hastalar için nükleer tıp yöntemleri (sintigrafi gibi) ya da dokunun patolojik incelemesi için örnek alınması (ince iğne aspirasyon biyopsisi ya da dokudan doğrudan parça alınarak) gerekebilir.

Boyun kitlelerin tedavisinde cerrahinin yeri nedir? Ne zaman ameliyata ihtiyaç duyulur?

Yukarıda da arz ettiğim üzere, baş boyun kitlelerinin çok büyük bir çoğunluğu enfeksiyonlara ya da diğer iltihaplanma durumlarına ikincil olarak oluşur. Bu tür kitlelerin medikal yani ilaçlar kullanılarak tedavisi genellikle çok başarılıdır. Doğru ilaçların uygun süre ve dozda kullanılması bir gerekliliktir. Ancak, ilaç tedavisinden fayda görmeyen enfeksiyöz – inflamatuar hastalıklar ile baş boyun bölgesinde yer alan yapıların iyi ya da kötü tümöral hastalıkları gibi birincil tedavisi cerrahi olan durumlarda cerrahi tedavi çok başarılı olarak uygulanabilen bir seçenektir. Cerrahi tedavi sayesinde çıkarılan örnekler patolojik olarak da incelenebilir ve hastanın ihtiyaç duyabileceği diğer tedavi yöntemlerinin (radyoterapi ya da kemoterapi gibi) planlaması yapılabilir.

KISACA…

  • Baş ve boyun bölgesine ait şişlikler her yaş grubunda görülebilir.
  • Hastaların bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı tarafından detaylı olarak değerlendirmesi uygun olacaktır.
  • Tedavi yöntemleri olarak genellikle ilaç tedavileri, gereken hastalarda ise cerrahi tedaviler kullanılmaktadır.

Prof.Dr. Hâldun OĞUZ

www.haldunoguz.com

+90 312 284 28 88

#ankarakbb.info , #yutmatedavisi.com, #cocukkulakburunbogaz.com

Ses Hastalıkları Tanı Ve Tedavisi

Voice - OGUZModern yaşamla birlikte iletişim kurmanın farklı yöntemleri ortaya çıksa da, hala en önemli iletişim aracımızın sesimiz olduğunu düşünüyorum.

İster bir çocuk ya da genç birey, istersek de aktif çalışma hayatında olan bir erişkin olalım, sesimize olan ihtiyacımız yaşamımızın hiçbir döneminde azalmıyor. İhtiyaçlarımızı, isteklerimizi, duygu ve düşüncelerimizi karşımızdakilere aktarırken sesimizi etkin olarak kullanma ihtiyacı duyuyoruz. Bazı mesleklerde çalışan insanlar ise sesleri olmasa, işlerinin önemli bir kısmını istedikleri gibi yapmaktan mahrum oluyorlar. “Ses profesyoneli” olarak adlandırılan bu grup aslında tahmin edilenden çok daha fazla mesleği içerisinde barındırıyor. Aklımıza ilk gelenlerden itibaren sıralayacak olursak öğretmenler, avukatlar, doktorlar, ses ve sahne sanatçıları, iletişim merkezi (call-center) çalışanları, banka çalışanları, öğretim üyeleri, tezgahtarlar, televizyon ve radyo programcıları, din görevlileri, pazarlamacılar ve daha birçok meslek bu gruba dahil edilebilir.

Ses rahatsızlıkları nasıl önlenebilir?

Ses rahatsızlıkları, bireyin ses ihtiyaçlarına özel olarak hazırlanan ses hijyeni ve ses terapisi programları sayesinde oluşmadan önlenebilir. Herhangi bir ses rahatsızlığı bulunduğunda uygulanacak hijyen ve terapi yöntemleri ise tedavinin daha erken ve daha başarılı olarak sonuçlanmasına önemli katkıda bulunacaktır.

Ses rahatsızlığı, ses bozukluğu, ses hastalığı, ses kısıklığının nedeni nedir?

Vücudumuzun diğer organlarında olduğu gibi birçok değişik neden benzer belirtilere yol açabilir. Örneğin kısa süreli bir soğuk algınlığı, alerji ya da reflü gibi daha kolay yönetilebilecek nedenlerin ya da ses kıvrımı (ses teli) felci ya da ses kıvrımı kanseri gibi ciddi sorunların ilk belirtisi ses kısıklığı olabilir.

Ses hastalıklarına doğru tanı nasıl koyulur?

Ses hastalıklarında doğru tanıya, nesnel (subjektif) ve öznel (objektif) yaklaşımların birlikte kullanılması ile ulaşılabilir. Bireyin sesinin durumu hem kendisinin hem de ilgili klinisyenin algısına göre değerlendirilir. Gerekli hallerde standardize edilmiş ses kayıtları alınır, bu kayıtlar üzerinden akustik analiz adı verilen yöntemle karşılaştırılabilir rakamsal veriler elde edilir. Hastanın tam bir kulak, burun, boğaz ve baş boyun muayenesinin yanı sıra gerekli hallerde tüm vücut muayenesi yapılır. Ses kıvrımlarının ve ilgili diğer yapıların görüntülenmesi için gerek rijid (sert) gerekse fleksibl (eğilip bükülebilen) teleskoplar kullanılabilir. Ses kıvrımları, ses çıkarma sırasında erişkin erkeklerde saniyede ortalama 100-140 kez, kadınlarda 200-240 kez titreştiği için bu yapıları görebilmek için özel aletlere ihtiyaç duyulur. Bunu sağlayan ışık teknolojisine stroboskopi adı verilir. Stroboskopik ışık kaynağı altında yapılan ses muayenesi (videolaringostroboskopi), tanı için altın standarttır. Bu sayede, basit muayene yöntemleri ile elde edilemeyen birçok bilgiye ulaşılabilir ve doğru tanı koyulabilir.

Ses hastalıklarına en sık yol açan hastalıklar nelerdir?

Ses hastalıkları organik ve fonksiyonel nedenler olarak iki ana grupta sınıflanabilir. Organik nedenler, ses kıvrımlarında nodül, polip, kist, oluk (sulkus), beyaz ve kırmızı lekelenmeler, granulom, reflü, felç ve kanser gibi bazı örneklerini sıralayabileceğimiz rahatsızlıklardır. Fonksiyonel nedenler ise ses kıvrımları ve kulak burun boğaz muayenesinde görsel bir sorun saptanmayan ancak bireyin ilgili yapılarını kullanması ile ilgili sorun belirlenen durumları ifade eder.

Ses hastalıkları nasıl tedavi edilir?

Ses hastalıklarında tedavi, rahatsızlığa yol açan nedene göre belirlenir. Ses terapisi, tıbbi (ilaçla) tedavisi ve cerrahi tedavi, üç ana tedavi yöntemidir.

Ses terapisi nedir?

Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır iken, bazılarında ise tıbbi veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı olmasına rağmen, hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi yoktur. Aksine, her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir. Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir.

Elde edilen bulgular hasta ve ses terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise sesi ile ilgilenen diğer kişilerle birlikte değerlendirilmeli ve terapi amaçları belirlenmelidir.

Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere) hakkındaki bilgilerde görülen artış, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün, hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından, günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır. Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi ya da cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:

Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığının farkında olmalıdır. Hasta ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, ya da terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.

Ses hijyeni: Genel olarak uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir. Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.

Aşırı ses kullanma davranışının düzeltilmesi: Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı ya da hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir.

Üzerinde anlaşılan amaçlar ve beklentiler: Ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.

Hastanın sesindeki değişiklileri fark edebiliyor olması: Eğer hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor ya da hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.

Ses hastalığının sadece ses terapisi ile tedavi edilebilmesi mümkün müdür?

Evet, bazı ses hastalıkları sadece ses terapisi yöntemleri ile tedavi edilebilir. Bunlar arasında fonksiyonel ses bozuklukları, nörolojik ve psikiyatrik bazı hastalıklara bağlı ses problemleri ve çoğu ses kıvrımı nodülleri örnek olarak gösterilebilir.

Ses hastalıklarının tedavisinde cerrahi yöntemler başarılı mıdır?

Evet, birçok ses hastalığının tedavisinde cerrahi yöntemler %100’e varan oranlarda başarılı olabilir. Bunlar arasında ses kıvrımı polipleri, ses kıvrımı kistleri, granülom, papillom ve kanser gibi çok değişik nedenler sayılabilir.

Ses hastalıkları tedavisinde medikal/tıbbi/ilaçla tedavinin rolü nedir?

Başta larenjitler (ses kıvrımları ve gırtlağın değişik bölgelerinin enfeksiyon ve iltihapları) ve laringofaringeal reflü (mide içeriğinin ses kıvrımları düzeyine geri akışı) olmak üzere pek çok değişik ses hastalığında ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.

Ses hastalığı ya da sesi ile ilgili sorunun olan bir kişi kime başvurmalıdır?

Ses sorunu olan bir birey, ses hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

Sağlıklı bir ses dileğimle.

Prof.Dr. Haldun OĞUZ

www.haldunoguz.com

0 531 431 06 94

dr@haldunoguz.com

Grup A Streptokokal Farenjit Tanı ve Tedavisi

STREP oguz

Grup A Streptokokal Farenjit Tanı ve Tedavisi Klinik Yaklaşım Kılavuzu: Amerikan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (IDSA) Güncellemesi

2002 yılında IDSA tarafından yayınlanan kılavuz, 2012 yılı Eylül ayında yayınlanan kılavuz ile güncellenmiştir. Önerilerin sistematik ağırlığı “güçlü” ve “zayıf”, kanıtlarının kalitesi ise “yüksek”, “orta”, “düşük” ve “çok düşük” olarak belirtilmiştir.

Grup A Streptokokal Farenjit (GASF) Tanısı için Öneriler:

1. GASF Tanısı Nasıl Koyulmalıdır?

Boğazdan alınan sürüntünün hızlı antijen belirleme testi (RADT) veya kültürü yapılmalıdır. Klinik belirti ve bulgular tek başına viral ya da GASF ayrımı yapmak için yeterli değildir. Çocuk ve adölesanlarda RADT negatif çıkar ise, bu durum bir kültür alınarak desteklenmelidir (güçlü, yüksek). Test yüksek oranda spesifik olduğu için, pozitif RADT sonrası kültür kontrolüne gerek yoktur (güçlü, yüksek).

Erişkinlerde RADT negatif çıkar ise, bu durumun kültür ile desteklenmesi gerekli değildir (güçlü, orta) çünkü GASF erişkinlerde daha düşük oranda görülür ve ardından akut romatizmal ateş (ARF) gelişme riski de çok düşüktür.

GASF tanısında, anti-streptokokal antikor titreleri, güncel değil geçmiş olayları gösterdiği için önerilmemektedir (güçlü, yüksek).

2. GASF için kimler test edilmelidir?

Klinik ve epidemiyolojik bulguları viral etioloji düşündüren (öksürük, rinore, ses kısıklığı, oral ülserler) akut farenjitli çocuk ve erişkinlerin test edilmesi gerekli değildir (güçlü, yüksek).

3 yaşın altında çocukların test edilmesi gerekli değildir. Bu yaş grubunda ARF nadirdir. Ayrıca bu grupta GASF nadirdir ve klasik GASF klinik prezentasyonu da nadirdir. Kendisinden büyük kardeşi olması gibi başka risk faktörleri olan çocuklara test uygulanabilir (güçlü, orta).

Tedavi sonunda RADT ya da boğaz kültürü önerilmemektedir (güçlü, yüksek).

GASF’i olan bireyler ile aynı evde bulunan asemptomatik bireylere tanı testi yapılması ya da empirik olarak tedavi verilmesi rutin olarak önerilmemektedir (güçlü, orta).

Grup A Streptokokal Farenjit (GASF) Tedavisi için Öneriler:

3. GASF tanısı almış birey için tedavi önerileri nelerdir?

GASF’i olan bireyler, uygun dozda uygun bir antibiyotik ile, organizmayı farinksten eradike edecek kadar süre (genellikle 10 gün) tedavi edilmelidir. Penisilin ve amoksisilin ilk tercihler olarak önerilmektedir (güçlü, yüksek).

Penisilin alerjik bireyler için öneriler birinci kuşak sefalosporin (anafilaktik sensitivite yoksa), klindamisin, klaritromisin (10 gün); veya azitromisindir (5 gün) (güçlü, orta).

4. Ek olarak NSAID, asetaminofen, aspirin veya kortikosteroid verilmeli midir?

Ek tedavi faydalı olabilir. Gerektiğinde orta/ağır belirtilerin tedavisi veya yüksek ateşin kontrolü için bir NSAID ajan veya asetaminofenin analjezik/antipiretik olarak uygun antibiyotiklere ek olarak kullanımı düşünülmelidir (güçlü, yüksek).

Çocuklarda aspirin kullanımından kaçınılmalıdır (güçlü, orta).

Kortikosteroidin ek tedavi olarak kullanımı önerilmez (zayıf, orta).

5. Sık, rekürren belirgin GASF atakları geçiren bireyin farinkste taşıyıcı olması olası mıdır?

Klinisyenlerin GAS laboratuar bulgusu olan, sık rekürren farenjit geçiren olgularda gerçekten birden fazla GASF geçiriyor olabileceğini olduğu kadar; kronik GAS taşıyıcısı olan bireyin tekrarlayan viral enfeksiyonlar geçiriyor olabileceğini de düşünmesini öneriyoruz (güçlü, orta).

Bireylerin GAS taşıyıcısı olup olmadıklarını öğrenmek için çaba göstermelerini ya da taşıyıcı iseler antibiyotik tedavisi almalarını rutin olarak önermiyoruz. Çünkü, taşıyıcıların GASF’i yakınlarına yaymaları çok olası değildir; ayrıca, süpüratif ya da süpüratif olmayan (ör. ARF) komplikasyon geliştirme olasılıkları da yoktur ya da çok düşüktür (güçlü, orta).

Sadece GASF frekansını azaltmak için tonsillektomi yapılmasını önermiyoruz (güçlü, yüksek).

Makalenin tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

IDSA GASF 2012 Guideline

Rinosinüzit tedavisinde burun içi steroid kullanımı

SinuzitRinosinüzit (RS), burun ve paranazal sinüs mukozasının inflamasyonudur. Birisi burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı (öne ya da arkaya) olmak üzere en az iki semptom bulunmalıdır. Diğer semptomlar, yüzde ağrı ya da basınç hissi ve koku  duyusunun azalmasıdır. Başağrısı görülebilir. Larinks ya da trakeanın irritasyonuna bağlı disfoni ve öksürük görülebilir. Sistemik tutulum ve ateş ile birlikte halsizlik, sersemlik ve ciddi olabilecek komplikasyonlar görülebilir.  Endoskopik olarak polip, başta orta meatusta olmak üzere mukopürülan akıntı, öncelikle orta meatusta olmak üzere ödem ve mukozal tıkanıklık; bilgisayarlı tomografi ile osteomeatal kompleks (OMK) veya sinüslerde mukozal kalınlaşma görülebilir.

Rinit, genellikle sinüzit ile birlikte bulunur. Hastalığın ciddiyeti en iyi 0-10 arasında puanlanan bir görsel analog skala ile değerlendirilebilir. 5’in üzerindeki sonuçların hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkilediği düşünülür.

Akut rinosinüzit (ARS), hastalığın 12 haftadan kısa sürdüğü ve tam olarak iyileştiği durumlar için kullanılan tanımdır. Soğuk algınlığını takiben 5 günden sonra veya 10 günden uzun 12 haftadan kısa süren semptomlarla görülebilir. Semptomlar 12 haftadan uzun sürdüğünde polipli veya polipsiz kronik RS (KRS) tanısı koyulur.

RS’in nedenleri çok sayıda olabilir: Virüsler, bakteriler, anatomik anormallikler, polipozis, aspirin duyarlılığı (Samter üçlüsü) ve astım gibi.

Polipler genellikle OMK gevşek bağ dokusundan kaynaklanır ve çoğunlukla eozinofiliktir. Histolojik sınıflaması şu şekildedir:

Tip 1: Eozinofilik ödematöz tip

Tip 2: Kronik inflamatuar (fibrotik) tip

Tip 3: Seromusinöz gland tipi

Tip 4: Atipik stromal tip

Poliplerin klinik-endoskopik sınıflaması ise şöyle yapılır:

Tip 1: Antrokoanal

Tip 2: Büyük, izole polip

Tip 3: KRS ile ilişkili polip [eozinofil dominant olmayan, hiperreaktif hava yolu sendromları ile ilişkisiz]

Tip 4: KRS ile ilişkili polip [eozinofil dominant]

Tip 5: Spesifik hastalıklar ile ilişkili polip [kistik fibrozis, nonalerjik rinit, malignite]

Nazal polipozis, belirgin oranda artmış eozinofiller, Th2 tipi lenfositler, fibroblastlar, goblet hüzreleri ve mast hücreleri ile karakterize kronik inflamatuar bir hastalıktır. Bazı hastalarda eş zamanlı alerjik rinit olsa da ARS ve KRS’nin alerji ile ilişkisi net olarak tanımlanmamıştır. Çalışmalar ayrıca IL-13, timus ve aktivasyon ile regüle olan kemokin ve IgE sentezinin lokal olarak arttığını, Staphylococcus aureus enterotoksinlerine spesifik IgE oluştuğunu göstermektedir.

ARS’in genellikle bakterial bir enfeksiyon olduğu düşünülmektedir. Çocuklara yazılan reçetelerin %9’u ve erişkinlere yazılanların %21’i sinüzit içindir. Sinüzit, en sık antibiyotik reçete edilen 5. hastalıktır. Aslında ARS’lerin %60’ı bakteriyaldir ve çoğu spontan olarak iyileşir. İzole edilen bakteriler arasında en sık görülenler Streptococcus pneumonia, Haemophilus influenza, Bacteroides fragilis ve Moraxella catarrhalis sayılabilir. Kistik fibrozis, primer immünyetmezlik, AIDS, sigara kullanma ve hipotiroidizm gibi bazı durumlar da ARS ya da KRS’ye yatkınlık yaratabilir.

ARS genellikle amoksisilin veya penisilin ile 10-14 günde tedavi edilebilir. Antibiyotiklerle kür oranı %82, plasebo ile ise %69 düzeyindedir. Penisilin ile karşılaştırıldığında yeni antibiyotiklerden sefalosporinler, makrolidler ya da minosiklinin bir üstünlüğü saptanmamıştır.

Sinüzit hastalarında mometazon furoat nazal spreyin (MFNS) amoksisilin ve plaseboyla karşılaştırıldığı bir çalışmaya 12 yaşından büyük 981 hasta dahil edilmiştir. Hastalar 200 mikrogram mometazonu 15 gün süreyle günde bir ya da iki kez, 500 mg amoksisilini 10 gün süreyle günde 3 kez kullanacak veya plasebo alacak şekilde randomize edilmiştir. Günde iki kez uygulanan MFNS’nin plasebodan ve amoksisilinden üstün olduğu gösterilmiştir. Günde bir kez uygulama ise amoksisiline üstün değildir.

KRS’in etiolojisi tam olarak anlaşılmamıştır. Bakterilerin rolü net olarak tanımlanmamıştır, antibiyotiklere cevap zayıftır. KRS’e immunolojik yanıt karmaşık ve değişkendir. KRS’de doku eozinofilisi görülebilir. KRS’nin şiddeti, prognozu ve polip gelişimi ile ilişkilidir. KRS’de görülen hücresel elemanlar arasında eozinofiller/nötrofiller, mast hücreleri, makrofajlar, lenfositler sayılabilir. Önemli mediatörler ise IL-1, IL-8, Il-6, TNF-α, IL-3, GM-CSF, ICAME-I, MPO, eozinofilik katyonik protein, kemokinler (RANTES ve eotaksin) ve lökotrien resptörlerinin yukarı regülasyonu sayılabilir. Bu birçok inflamatuar mediatörün yapımı steroidlerce azaltıldığından, steroid tedavisi araştırılmaya değerdir. Glukokortikoidlerin klinik etkinliği hava yolundaki eozinofil infiltrasyonunu azaltmalarına, eozinofil viabilitesini ve aktivasyonunu önlemelerine bağlanabilir.

EPOS’a göre RS’de kortikosteriod endikasyonları şunlardır:

  • ARS
  • Rekürren ARS’de profilaktik tedavi
  • Nazal polipli yahut polipsiz KRS
  • Nazal polipli yahut polipsiz KRS’in postoperatif tedavisi.

Nazal polipsiz KRS tedavisinde intranazal steroidlerin faydalı olduğuna dair veriler artmaktadır. Lavigne’in çalışmasında alerjik KRS hastalarında 3 haftalık bir budesonid tedavisi ile toplam burun semptom skorları %50 oranında azalmıştır. Lund’un nazal polipsiz KRS hastası 134 olgu ile yaptığı çift-kör, plasebo-kontrollü randomize çalışmada 20 haftalık intranazal budesonid ile hem semptom skorları hem de inspiratuar nazal akımda düzelme görülmüştür. Meltzer’in yaptığı bir çalışmada antibiyotik tedavisine eklenen günde iki kez 400 mikrogram MFNS ile toplam semptom skoru ve  inflamatuar semptomlarda anlamlı azalma bulunmuştur.

Nazal polipsiz KRS tedavisinde oral steroidlerin etkinliğini gösteren çalışma bulunmamaktadır.

Nazal polipli KRS tedavisinde ise intranazal ve oral steroidlerin kullanımı ile ilgili çok sayıda çalışma bulunmaktadır.

Holmberg’in yaptığı bir çalışmada 26 hafta süre 400 mikrogram flutikazon propionat (FP) ve 200 mikrogram beklometazon dipropionat tedavileri ile plaseo karşılaştırılmıştır. Her iki grupta hem semptom skorları hem de inspiratuar nazal akımda plaseboya göre anlamlı derecede düzelme görülürken, iki grup arasında fark görülmemiştir. Keith’in yaptığı aynı dozda FP ile plaseboyu karşılaştıran 12 haftalık çalışmada poliplerin küçülmesi anlamlı düzeyde değil iken, burun tıkanıklığı ve inspiratuar nazal akımda anlamlı iyileşme saptanmıştır.

ARS’de oral antibiyotikler ve topikal steroidlerin kullanımının etkinliği kanıtlanmıştır. Oral steroidlerin ağır ARS’de ağrıyı azaltmak için etkisi kanıtlanmıştır.

Nazal polipli KRS’de topikal veya oral steroidlerin etkinliği ile alerijk olgularda oral antihistaminiklerin etkinliği kanıtlanmıştır.

Potter PC, Pawankar R. WAO Journal 2012; 5:S14-7.